« Önceki | Sonraki »

22/3/2008

Aşk Kafilesinin Gözüpek Yiğidi

Aşk Kafilesinin Gözüpek Yiğidi

Bütün zamanların aşkları birbirine benzer şüphesiz ve bütün zamanlarda âşıklar birbirlerinden devralırlar bayrağı.Adem’le Havva’dan kalan kurallar geçerlidir hâlâ bu yarışmada ve Ferhad’lar, Kerem’ler,Vamık’lar, Salaman’lar, Romeo’ların adı yazılı olan şeref listesinin en başında kendi adının bulunmasını isteyen ise Fuzulî’dir. Kendisi ile Mecnun arasındaki bağ o derece kuvvetlidir ki bütün divanında en ziyade Mecnun’un aşkına öykünür ve kendi ibda ettiği Leyla ile Mecnun mesnevisinin kahramanını hep kıskanır. Bu yüzden yeri geldikçe onu küçük görerek gizli bir intikam da alır.

Esîr-i derd-i aşk u mest-i câm-ı hüsn çok amma

Biziz meşhur olan, Leylâ sana, Mecnun bana derler

(Gerçi aşk derdinin tutsağı ve güzellik kadehinin sarhoşu pek çoktur amma ey sevgili,içlerinde en ünlü olan yine de biziz. Çünki şimdilerde sana Leyla,bana da Mecnun diyorlar...)

(Efsane Güzellerİskender Pala sf:89)

22/3/2008

Sevmek

Sevmek

Derin uykulara dalmadan önce ilk soru:

Sevgilerinizi en son ne zaman hatırlamıştınız ve sevgiyi hak edenleri en son ne zaman?!..

Bir soru daha:

Sevgileriniz yalan mıydı yoksa?!..

Ve son soru:

Çorak vadilere yönelmişse sevgilerimiz, çevremizi kandırmıyorsa sulara, içimizden akan Nil olsa ne?!..

  Ayineİskender Pala

22/3/2008

Sevgili

Sevgili

En belirgin özelliği âşıka acı ve ıztırap vermesidir. Zulüm ve eziyette aşırı sınırları zorlar, cana kasteder. Kimse ona hesap soramaz. Gönlü taştır, merhamet kelimesini bilmez. Söz verir ama sözünde durmaz. Vuslatı yoktur. Âşıkın ağlaması, âh u feryadı ona zevk verir. Katında en makbul âşık, eziyetine en fazla tahammül gösterendir. Onun için daima eziyet eder. Eziyetten vazgeçmesi, aşktan yüz çevirmesi demektir. Kâh kıskandırarak, kâh fitneler kopararak âşıkına zulmeder. Nazlıdır, aşiftedir, fettandır, hatta hafif meşreptir. Kolay kolay kendisini göstermez. Bayramlarda lütfedip dışarıya çıkar da uzaktan seyredilebilir. Âşıkın ancak rüyasına girer; eğlence ve bezm'in vazgeçilmez kişisidir. Zenginliği, ihtişamı, parayı sever. Ona canlar kurban edilir; uğrunda rakipler öldürülür. Bütün bu huylarıyla her ne çeşit icraat yaparsa yapsın, ona kızılamaz. Hatta melekler, ona günah bile yazmazlar.

Peki böyle birisi nasıl sevilir? İşte aşkın can alıcı noktası budur. Bütün bu olumsuz yanlarına karşı o, gönüller sultanıdır. Âşık onu sevmek için yaratılmıştır. Elinden başka bir şey de gelmez. Zaten sevgilinin pek çok özelliği, bir sultanın özelliğidir. Üstelik genç ve güzeldir de. Daima kara saçlı, hilâl kaşlı, nergis gözlü, lal dudaklı, inci dişli, gül yanaklı, selvi boyludur. Bedeni billurdan yaratılmıştır. Aydır, güneştir. Yusuf'tur, Kıble'dir, melektir, huridir, vs. vs. Ama her hâli âşıka zulümdür. Fatih'in şu ifadesi buna bir örnektir:

Yaslım dileyen çevrimi çeksin der imiş yâr
Bu va'desi gûyâ ki değil çevrine dâhil

Sevgili, "Vuslatımı dileyen eziyetime katlanır!" diyormuş. Sanki bu vaadi eziyet değilmiş gibi!,, (Oysa bu söz de bir zulümdür. Âşıka vuslattan söz ediyor. Buna dayanılır mı hiç!...)

                                                 Ah Mine'l Aşkİskender Pala

22/3/2008

Önce Ruhları Yontmalı

Önce Ruhları Yontmalı

‘Takrîr edemem sûz-ı dil ü derd-i derûnum

Söyletme beni hâtır-ı zârımda keder var’

Gerçekten de insan ruhunun en ince yerinden kopup gelen bir serzeniş, bir tatlı sitemin ifadesi bu beyit. "İçimdeki derdi de, gönlümdeki ateşi de dile getirmem mümkün değil. Bu halimle beni söyletme ki inleyen hatırım kederle dolu!.." Eflatun, "Ruhumuzu bir kaya parçası gibi karşımıza almalı, onu kabalıklarından, fazlalıklarından yontmalıyız." der. Elhak yukarıdaki beyit de kabalıklarından yontulmuş bir ruhun terennümüdür. Yahut tersinden söyleyelim; böyle bir beyti söyleyebilmek için insanın önce kabalıklarından kurtulması, ruhunun zarafet adlı teline terennüm vermesi gerekir. İçinde kederler var iken konuşmaktan kaçınan, sırf içindeki kederler sözlerine yansır da muhatabını incitir diye korkan bir insan düşünün ve bir an, o insanı sevgili karşısında bir âşık olarak farz edin. İşte bu tavır, insanın aşkı kabule hazır hale gelmiş biçimi, diğer ifadesiyle fazlalıklarından yontulmuş hâlinin ifadesidir. Çünkü güzellikleri görmek için önce güzeli görecek göze sahip olmalı, deseni renklendirmek için önce kumaşı dokumalıdır. Evvelce gönlün frekans ayarını yapmak, duyarlılığını artırmak, zarafet ve estetik boyuta taşımak gerekir ki ruh da aynı kalıba girsin. Bunun için de kaba insanlık hallerinden sıyrılmak, kendini o derin halsizlik içinde güçten düşmüş gibi hissetmek ve teslimiyet ile aşka boyun eğmek gerekir. Enderunlu Vasıf Efendi'nin (ö.1824) şu beytinde anlatıldığı gibi:

Ne beyân-ı hâle cür'et, ne figâna tâkatım var

Ne recâ-yı vasla gayret, ne firâka kudretim var

Yani şöyle demek: "Ne hâlimi arz etmeye cür'et edebiliyorum, ne de feryat etmeye takatım var. Ne vuslat umudu için gayrete geliyorum, ne de ayrılığa güç yetirebiliyorum." Bu beyitte dikkatimizi çeken iki tavır mevcut. İlki; âşıkın hâlini beyan etmesinin bir cür'et (cesaret, atılganlık, bir tür haddini aşma ve küstahlık) kabul edilmesi, ikincisi de vuslatı umut etmenin bir gayret olarak algılanmasıdır. Âşık, sevgiliye o kadar kıyamaz durumdadır ki bu yüzden onun vuslatını istemenin cüretkârlığına eşdeğer bir gayrete gelmektedir. Leyla Hanım'ın (ö. 1848) buna benzer bir beyti vardır; der ki:

Pür-âteşim açtırma benim ağzımı zinhâr

Zalim beni söyletme derûnumda neler var

" (A acımasız sevgili!) Beni söyletme ki içimde neler neler var! Öyle ateş doluyum ki sakın ağzımı açtırma (yoksa dünya tutuşacak)!"

Doğrusu bu beyti okuyunca o ince ruhlu kadına, o zarif şiirlerin nazenin şairine acımadan edemedik. Çünkü bu dizeler, yukarıda söz konusu ettiğimiz her iki beyitten daha zalimce ve sevgili karşısında daha cür'etkârcadır. Bir kadın ruhu bütün kırılganlığı ve hassasiyeti ile fazlalıklarından, kabalıklarından en ziyade yontulmuş olduğu halde Leyla Hanım nasıl bir feryat ile böyle söyleyebilmektedir, şaşılır. O ki yalvarandan çok niyaz edilen; sevenden ziyade sevilendir. Belki de bu yüzden, hüzünlü çığlığı başkalarının feryatlarına göre çok daha yakıcı ve ateş doludur. Kişioğlunun tasarrufu altında iyi de kötü de, beyaz da kara da, hatta güzel de çirkin de emre âmâde beklemekte. Bize düşen, bunlardan hangisini tercih edeceğimize karar verebilmek. Unutmamak lazım; kimliğimiz, onu konuşlandırdığımız kabın şeklini ve rengini alır ve ruhlar incelmeden incelikleri asla göremez!..

İskender Pala

22/3/2008

Bülbül

Bülbül

             Divan edebiyatı bülbülden ayrı düşünülemez.O, şakıyışlarıyla ağlayıp inleyen,durmadan sevgilisinin güzelliklerini anlatan ve ona aşk sözleri arzeden bir âşığın timsâlidir.Bazan âşığın kendisi,bazan canı,bazan da gönlü olur.Bülbül güle âşık kabûl edilir.Bu durumuyla âşığa çok benzer.Üstelik güzel sesi de aşığın güzel  sözleri,şiirleridir.Nasıl bülbül gülsüz olamazsa,aşık da mâşûksuz olmaz.Gülün dikenleri nasıl bülbülün çiğerini delerse,sevgilinin eziyetleri de âşığın bağrını deler.Kısaca bülbülün her özelliği âşıkta mevcuttur.

                Bülbül seher  vaktinde gülü karşısına alarak öter.Gül,onun için yaprakları yeni açılmış bir kitaptır.Gül,onun için yaprakları yeni açılmış bir kitaptır.Âdeta bülbül o kitabı okur.Bülbülün bütün neşesi gül ile kaimdir.Gülden ayrı olunca inleyişler içinde kalır.Gülü görünce mest olur.Onun sıfatları,hoş-nevâ,gûyâ,medhhân ,bîçare ve şeydâlıktır:Bütün bu sıfatlarıyla o,güzeli ve güzelliği övmede bir üstâddır.Ama bazan şâir bu konuda bülbüle ders okutur.

                Gül,nâz ;bülbül,niyâz için yaratılmış gibidir.Bülbül bütün bu niyâzlarıyla bir destan yazmaktadır.Bu destanın içinde gözyaşı vardır,ciğer kanı da.Her yeri elem,acı ,cevr ü cefâ doludur.

                Gül ü Bülbül ve Babülnâme adlı alegorik mesnevilerde(msl.Bakaî ve Kara Fazlî’nin eserleri)bülbülün bütün bu özellikleri daha belirgindir.

                Osman Nevres tarafından kaleme alınmış bir şarkıda bülbül ile gül anlatılmaktadır.

Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül

Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül

Etsem de abestir sitem-i hâre tahammül

Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül

 

Gördüm açılırken bu seher goncayı  hâra

Sordum nola bu cevr ü cefa bülbül-i zârâ

Bir âh çekip hasret ile dedi ne çâre

Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül

         Nedîm’İn mezar taşında şu beyit yazılıdır:

Ey Nedîm ey bülbül-i şeydâ niçin hâmûşsun

Sende evvel çok nevâlar güft ü gûlar var idi            

                     İskender  PALA Kırmızı gül Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü  

    bülbül